In Yansımalar08/05/20263 Dakika

Hürriyet Seyahat Eki: Bağbozumu, Ekim 2025

“Bir şeye bakarken onun aurasını algılamak, ona bize bakma yeteneği vermektir.”
“To perceive the aura of an object we look at means to invest it with the ability to look at us in return.”
– Walter Benjamin

 

Doğu Anadolu’ya her gidişimde, Elazığ’ın üzerine alçalan uçaktan aşağı bakarken bu sözleri hatırlarım. Gördüğümüz manzara yalnızca taş, toprak ve bağlardan ibaret değil; bakışımızı geri yansıtan, bize tarihimizin, kayıplarımızın ve unuttuğumuz hafızanın izlerini gösteren bir auranın içindeyiz aslında. Bu topraklarda üzümle şarabın binlerce yıllık yolculuğu hala sürerken gördüklerimiz, görmek istediklerimiz ve bize öğretilenlerle sınırlı kalıyor. Anadolu’nun doğusuna uzanan bu yolculuk, yalnızca manzaraları gören değil bağlarla, insanlar ve hikâyelerle yeniden bağ kurmayı isteyen yeni gözler gerektiriyor…

 

 

Doğu Anadolu’nun Bağbozumu Ruhu: Üzümün İzinde Büyük Boşlukların Coğrafyası

Figure 1 öküzgözü ve boğazkere hasat sonu, bağlardan kalanlar, gg foto arşivi

 

Doğu ve Güney Doğu Anadolu, üzümün ehlileştirildiği, şarapçılığın doğduğu topraklardan biri. Dünyanın en eski bağcılık kültürlerinden birine ev sahipliği yapan bu coğrafya, 850[1]‘den fazla yerel üzüm çeşidiyle bir biyolojik hazinenin üzerinde oturuyor. Doğu ve Güney Doğu Anadolu, bağbozumu döneminde, binlerce yıllık ritüellerin hâlâ sessizce yaşatıldığı bir bölge. Bu hazineyi en otantik hâliyle hissedebileceğiniz, Büyük Anadolu Boşluğunda keşif hissi yaşayabileceğiniz bir yolculuk kendi geçmişimizle de bağ kurma için fırsat olabilir.

Bu bölgeye her gelişimde, uçaktan aşağıya baktığımda o büyük coğrafyayı, dağları, yüksekliklerin ihtişamını, ekili-dikili toprakları gördüğümde ne kadar büyük bir zenginlikte yaşadığımızı içime çekiyorum. Çok farklı bir duygu doğuya yolculuk etmek. Sanki kendi derinliklerinle bağ kurmak hissinin çok büyüdüğü bir yer.

2000’lerin başından bu yana bağbozumları için Elazığ başta olmak üzere, doğu ve güneydoğu Anadolu’da pek çok yere ziyaret etme fırsatım oldu. Bu bölgeler daha yeni yeni turistik olmaya başlıyorlar. Son zamanlarda, Göbeklitepe’nin sesini daha gür duyurup ziyarete açılmasında bu bölgeye gözlerin çevrilmesinin büyük bir etkisi var. Yine de bölgeye baktığınızda, hala kendi içine çekinik yerler ve çok bakir topraklar var.  Oysa geçmişten günümüze bu coğrafya, “bereketli hilal” olarak adlandırılan ve insanlık tarihinde medeniyetin başladığı, büyük göçlerin ve geçişlerin yaşandığı, katman katman insanlığın kültürel izlerini bıraktığı bir coğrafya. Mezopotamya.

O bölgedeki bağların sizinle bağ kurması için şimdi çok güzel bir mevsim.

Bu bölgede de şimdilerde bağlarda üzümler, bağbozumuna doğru kıpır kıpır olgunlaşmakta. Sonbaharın ilk rüzgârlarıyla birlikte üzüm kokusu bağları doldururken, Elazığ’dan Şırnak’a, Mardin’den Van’a uzanan bu rota aslında biraz da sizin gözünüzü farklı açarak, keşif hissini daha derinden hissettirebilir. Bu kadim bölge, insanlık tarihi ile de bağ kuracağınız kültür, tarih, doğa ve gastronominin birbirine karıştığı çok katmanlı bir deneyim vaat edebilir.